NEREDE AŞKI HİSSETSEM, HZ. MEVLANA VE ŞEMS'İ HATIRLARIM...
Yakup Uykutalp

Yakup Uykutalp

YAKUP UYKUTALP
  • Youtube

NEREDE AŞKI HİSSETSEM, HZ. MEVLANA VE ŞEMS'İ HATIRLARIM...

13 Mayıs 2020 - 09:18

İnsan, dokunmak ister. Sevmek ister, değmek ister. Derin duyguyu yaşamak, derinliği anlamak ister. Ünlü şair Orhan Veli Kanık;

“Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda.

Dokunabilir misiniz,

Ellerinizle gözyaşlarıma” der aşkı anlatmaya çalışır, anlatamıyorum diye bitirir.

Fakat…

Aklın yolu birdir.

Gönül adamı olmak, akla giden yüreğe su serper. Gözler ne söylerse söylesin, en doğrusunu vicdan söyler. Bazen ağlar, bazen sızlar, herşeye rağmen yüreğe ince çizgi çeken gönüldür. Hüzündür. Gönül, çaba istemez. Çarenin derdi gönülden geçen kalbe girmektir. Ama su olur, ama hava olur, ama nefes olur. Kimisi kader der, kimisi alın yazı, kimisi için de selvi boylum al yazmalımdır.

Yorum yapmak haddime mi? Söylemde bulunmak bile yersiz.

Yaşanan aşk’a ince çizgi çekiyor.”İncitme! incittiğin yerden incinirsin” der Hz. Mevlana. Bu söze karşılık “Biri gelir seni sen eder. Biri gelir seni senden eder” der Şems.

Aslolan konu bütünlüğüdür. Aşk nerede? Sevgi nerede? Hoşgörü nerede? Tevazu nerede? Hep arar, arayışı iki bedende bir “can”dır. Arayıpta bulduğu aşk, Şems’in içinde ayna olur Hz. Mevlana’ya. Nerede o eski aşklar, nerede o samimi duygu ve düşünceler. Elle tutulmayan gözle görülmeyen yüreklerde ve kalplerde hissedilen derinlik. Ķalmadı. Oysaki “göz”ler susar “yürek”ler konuşur/du. Gönül dili ne diyorsa o yöne sürükler/di. Gönül susadıkça çağlayan/lar köprü olur, akar. Ruhu temizler/di.

Herşey gönül gönüle değmesi, göz göze değmesi, derin sevgi bağlılığıyla başlar.

Aşk da azlık ya da çokluk yoktur. Gökkuşağına bürünen tinsellik vardır. Acı çeken yalnızlık vardır. Vuslat vardır. Sadakat vardır. Aşk da, konuşmaya, fazla söze gerek olmadığı, dil susar gönülden gönüle söz geçer. Enerjisi, bilgisi, sevgisi, hoşgörüsü ve tevazu ile bir araya gelirler. Gönül bağı ferman dinlemez, ama sevgi duvarını aşan gönül bağıdır. Hz Mevlana ile Şems tanıştıklarında sohbetlerine ara vermeden saatlerce, günlerce, gecelerce aynı oda içerisinde aylarca sohbetleşirler. Şems, ayna oldu. Hz Mevlana, kendi içindeki eşsiz güzelliğe aşık oldu. Şems, içindeki aşkı ateşledi. Hz Mevlana yanan ateşi Allah aşkını yaşattı Şems’e. Ne kadar içtendiler, ne kadar samimi, bir o kadar da hoşgörü, tevazu ve sevgi temelleri üzerine eğilen insanı konuştular, insanlığı konuştular. İnsanı ve insanlığı kucakladılar. Her dinden, her dilden, her ırktan. “Ne olursan ol yine de gel” dedi Hz Mevlana. Bütün kapıları sonsuzluğa açarak boşluğu kapattı. Çünkü yanında koca bir dünya, insan sevgisini içine alan Şems vardı. Şems, yoksuldu, fakirdi, kimsenin hakir görmesine müsaade etmezdi. Çok şık giyinirdi. Giyiminden dolayı insanlar kendisini zengin bir tüccar zannederlerdi. Giyim konusunda eleştirilen Şems; “Ben böyle giyiniyorum ki, giysim size ihtiyacım yok.”  Şems’in bu sözüne karşılık Hz Mevlana’nın bir sözü vardır. “Nice elbiseler gördüm içinde insan yok, Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok.” İnsanoğlu neyi yaşamak istiyorsa o’nu yaşıyor. Ya içi dolu bilgi yığını, ya da kurumuş arazide meyvesiz bir ağaçtır. İnsan gerçeği, kendi dünyasıyla resmettiği tabloyu gün gelir, pişmanlık duygusunu yaşar.

Asıl;

Düşünce olarak, duygu olarak, insanoğlu birbirini örter. Yaşam düşünceden ibarettir. Oysaki yaşadıkları eş tinselliktir. Allah aşkıdır. Günümüz, dünyayı aydınlatan sözlerin, akıl sır erdiremediği gerçeği ile karşı karşıyadır. Her sözün anlam ve önemi, iki aşk arasındaki gizem, Allah aşkıdır.

Ve.......

Nerede aşkı hissetsem, orada Hz. Mevlana ve Şems’i hatırlarım.



 

YORUMLAR

  • 0 Yorum