ARTHUR NASIL JOKER OLDU?
Uzman Psikolog İnci Güçer

Uzman Psikolog İnci Güçer

İnci Güçer

ARTHUR NASIL JOKER OLDU?

05 Kasım 2019 - 23:24

    Gülmek, mutluluk göstergesi sayılmakla birlikte, her zaman neşeyi ifade etmez. Bazen en derin acılar, kahkahaların ardında gizlenir. Bebeklik çağında fiziksel şiddet görmek, beyinde hasar yaratabilir, bunun sonucunda duygu ve dürtü kontrol bozuklukları görülebilir. Bunlardan biri de “patolojik gülme” olarak bilinen regülasyon bozukluğudur. Patolojik gülme; gülmeyi kontrol edememe, gülmeyi gerektirmeyen durumlarda nedensiz ve istemsizce gülme ve gülmenin duygu durumuyla ilişkili olmamasıdır. Kişi mutlu olmadığı halde aşırı gülme krizine girmekte, gülmeyi önleyememekte, gülme döneminin ardından utanç ve içe çekilme ile birlikte çökkün ve tedirgin hissetmektedir.
   
    Todd Philips’in yönettiği ve Joaquin Phoenix’in usta oyunculuğuyla boyut kazanan son Joker filmi, duygu ve düşünceleri uyaran yoğunluğuyla karanlık bir dram filmi. Çizgi romanları ve sinemayı hep sevmişimdir. Okuduklarım, izlediklerim içinde en sahici karakter, Joaquin Phoenix'in Joker'i kesinlikle. Neden mi? İkonik bir anti-kahraman olan Joker’in orijinal yaşamöyküsünü içtenlikle gözler önüne serdiği için elbette. Komedyen olma hayalleri kuran, palyaçolukla kıt kanaat geçinerek yaşlı ve hasta annesine bakan Arthur’un görünürde sıradan ve olağan yaşamı, ötekileşme ve şiddet sarmalında artan gerilimle ilerledikçe aslında hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Mevcut yaşamöyküsü gözümüzün önünde gelişen olaylarla ve geçmişe ait açığa çıkan bazı sırlarla birlikte sürekli yenileniyor, güncelleniyor ve başkalaşıyor; tıpkı insanın büyüdükçe kendini ve yaşamını algılayışında yeni perspektifler kazanması gibi… Aslında karakter ve kimlik gelişimi de aynı bu şekilde, doğuştan sahip olduğumuz mizaç özellikleri ile çevresel koşulların etkileşimleri sonucunda gelişmekte, evrilmekte ve hayatımız boyunca bizimle birlikte değişerek ilerlemekte. Arthur kimliğinin Joker kimliğine dönüşüm serüvenini, insanın kimlik gelişimini anlama açısından değerli buluyorum.
   
    Böylece film, bir insanın suç işlemesine yol açan faktörleri sert bir şekilde yüzümüze vurmakta; üstelik genetik, mizaç gibi bireysel faktörlerden çok daha fazla ölçüde aile, toplum ve medyanın birey üzerindeki etki gücünü vurgulamakta. Filmin geneline hakim olan toplumsal kaos, böylece bireyin de içine işliyor, bir bomba gibi yavaş yavaş patlamaya doğru büyüyor ve şiddet, şiddeti doğuruyor...
   
    Sonuçta ciddi ruhsal bozuklukları olan, yasa tanımadan suç işleyen, duygularını denetlemekten aciz bir anti-kahraman olan Joker ile kolayca özdeşim kurabilmek, işte bu tanık olunan insani acılar ve travmatik deneyimler ile mümkün olabiliyor. Joker kontrolsüzce bu kadar çok gülerken, kahkahalarıyla bile akıtamadığı yoğun acıları nedeniyle izleyenler hiç gülmüyor, gülemiyor…

   Sağlıklı duygu ifadesi olarak keyifle gülmenin derin sularında buluşmak dileğiyle…
 
İnci Güçer
Klinik Psikolog, Psikoterapist, Aile Danışmanı