SÜMER ve KADİM MISIRDA TEK TANRI FİKRİNİN DOĞUŞU-2
Sungur Pamir

Sungur Pamir

SÜMER ve KADİM MISIRDA TEK TANRI FİKRİNİN DOĞUŞU-2

02 Ocak 2020 - 16:54

Tanrının en önemli vasfı olan ölümsüzlüğü elde etmek yahut ölümsüzlüğe ulaşmak düşüncesi
Mısırla beraber, hatta büyük bir ihtimalle Mısırdan da önce Sümer düşüncesinde gelişmiştir.
Gılgamış destanının ana teması, ölümsüz tanrıdan ölümsüzlüğün sırrını elde etmek için
başarısız bir uğraş veren Uruk kralı Gılgamış ile arkadaşı Enkidu'nun maceralarını anlatır.
Ama Sümer düşünce sistemi ölümsüzlüğü, özü doğru, sözü doğru, davranışı doğru bir
yaşamda aramak yerine onu şifalı otlardan, çiçek özlerinden elde edilecek gençlik ilaçlarından
elde edeceğine inanır. Böylece bilimsel tıbba da yol açmış olur.

Tanrılar katına kabul edilip ölümsüzlüğe ulaşan Utnapiştim’i uzun ve yorucu uğraşlardan
sonra bulan Gılgamış, ondan ölümsüzlüğün sırrının derin sularda yetişen bir bitkinin
çiçeğinde olduğunu ve bunun yenmesiyle insanoğlunun gençleşeceğini öğrenir. Destan şöyle
devam ediyor: "Bunu işiten Gılgamış, sadakları açtı, akıp giden tatlı su akıntısına kendini koy
verip en derin sulara ulaştı, ayaklarına ağır taşlar bağladı ve dibe indi. Orada suyun
derinliklerinde yetişen bitkiyi gördü. Bitkinin dikenleri ellerine battı, ama Gılgamış bitkiyi
koparmayı başardı. Ayaklarına bağlı olan taşların iplerini kesti, sular da onu kıyıya attı. Sonra
kayıkçı Urşanabi’ye şöyle dedi: "Gel de şu olağanüstü bitkiye bak; onda insana eski gücünü
yeniden kazandırmak özelliği var bu bitkinin. Onu yıkılmaz duvarlı Uruk'a götürüp yemeleri
için yaşlılara vereceğim. Adını da "Yaşlıları Gençleştiren" koyacağım. Sonunda onu kendim
yiyip, tükettiğim gençliğimi yeni baştan elde edeceğim.

Ama gençleştiren bu şifalı bitkiyi yemek, değil Uruk'un yaşlılarına, Gılgamış'a bile nasip
olmaz, bir yılan bitkiyi yuttuğu gibi bir kuyuya dalar, ölümsüzlük sırrıyla birlikte kaybolur
gider. Sonunda Gılgamış da payına ölümlülük düşen diğer insanlar gibi öbür dünyaya göçer.
Gerisinde ise çok düşündürücü bir efsane ile bilimsel tıbbın öncülüğünü haber veren bir
olaylar dizisi ve Modern Tıbba bir sembol bırakır: Meş'aleye sarılan yılan.
Sümer düşünce sistemi dünyaya bağlılığı, akılcılığı işlemiştir. Gılgamış'a yol gösteren Bağ ve
Şarap tanrıçası Siduri şöyle öğüt veriyor ölümsüzlük meraklısı Gılgamış'a: "Aradığın hayatı
hiçbir zaman bulamayacaksın. Tanrılar insanı yaratırlarken, onun payına ölümü ayırdılar;
diriliği kendilerine sakladılar. Sana gelince Gılgamış karnını hoşuna giden yemeklerle doldur,
sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar oyna, şölen düzenle, eğlen. Tertemiz giysiler kuşan,
temiz suda yıkan, elini tutan ufak çocuğu sevindir, karını kucağına alarak mutlandır, çünkü bu
da insanoğlunun ortak alınyazısıdır."

Ölümsüzlüğü, yaşam ve ölüm döngüsündeki nesnelerde, çarelerde arayan Sümer düşüncesi
somut bir sonuç elde edemeyeceğini daha Gılgamış zamanında kabul ediyor ve bu efsaneden
sonra yaklaşık 2 bin yıl içinde çöküp gidiyor, ama göçüp gittikten sonra Musa oğullarına
çağının ilerisinde sosyal adalet yasalarını, oldukça ileri bir astronomi bilgisini, sulama
sistemleriyle oldukça ileri bir tarım kültürünü ve Tufan efsanesini de bırakarak.
Klasik Elen-Roma çağının düşünce akımlarına temel teşkil ettiğine inandığımız için tekrar
Mısır düşüncesine dönüyoruz. Ölümsüzlük kavramı ve bunu elde ediş yollarının gizemleri
konusunda kadim Mısır tanrılarından Osiris'in karısı İsis ve hepsinin temelinde Hermestut'unda önemli bir yeri vardır. Elenlerin 'üç kat bilgin' yani 'Trimegiste', Yahudilerin 'Hanok',
Kur'ana göre Âdem ile Şit'ten sonra gelen üçüncü peygamber 'İdris' olarak tanıtılan
Hermestut, Tevrat'a göre İ.Ö. 3000 yıllarında 365 yıl yaşamıştır.
Kendisinden sonraki bütün düşünce akımlarına temel oluşturan ve onları etkileyen
Hermestut'un fikirlerini şöyle özetlemek mümkündür: "Ruhları ölümsüzlüğe götüren, dünya
sınavında iradelerini kullanarak, güçlerine dayanarak, acı çekerek elde ettikleri aydınlık
bilinçtir. Bu bilince kavuşabilmek için kişinin serbest iradesi ile yükselmeyi istemesi
yeterlidir. Yükselen ruh, aydınlanan bilincine dayanarak mutlak güzellik, mutlak güç, mutlak
akıl olacaktır, bu ise ölümsüzlüktür.”

Bu öğreti kadim Mısır’ın Tep ve Memphis’teki İsis tapınaklarında büyük ve kutsal sır olarak
yazıya geçmeden, sadece gizli bir yeraltı mağarasının duvarlarına sembolik işaretlerle kazılmış
olarak ve rahipten rahibe yani sıkı ağızdan kapalı kulaklara aktarılarak böylece ona layık
olmayanın eline geçmesi önlenmektedir. Elde etmeye niyetlenenler bu tapınaklarda yıllarca
çile çekip, çeşitli sınavlar geçirdikten sonra ulaştıkları bu sırrı en dayanılmaz işkenceler
altında bile açıklamazlardı, ama bugün bu sırları öğrenmişsek bunu İsis tapınaklarında
çilekeşlik eden Yunanlı ölümsüzlük öğrencilerinin mutlu kalleşliklerine borçluyuz.
Hermestut öğrencilerinden Asklepios, büyük ustasının bazı fikirlerini şöyle açıklamaktadır.
"İnsanlar ölümlü tanrılardır, tanrılar da ölümsüz insanlar. Eşyanın dışı, içi gibidir. İçle dış
arasında hiçbir ayrılık yoktur. Küçük büyük gibidir. Küçükle büyük arasında hiçbir ayrılık
yoktur. Evrende hiçbir şey ne iç, ne dış, ne küçük, ne büyüktür. Bir tek yasa ve o yasanın
gördüğü bir tek iş vardır. Bu sözlerin anlamını anlayan gerçeği görür. Kimi insanlar, anlayış
yetenekleri, olağanüstü çabaları ve yetkinlikleri ile öteki insanların göremediklerini
görebilirler. Oysa nedenler nedeni daima gizlidir, çünkü sonsuzluk, pek kısa bir son olan
zaman ve gene pek kısa bir son olan mekân içinde anlaşılamaz ve anlatılamaz. Bizler ancak,
öldükten sonra onu anlayabilir ve anlatabiliriz, çünkü yaşarken zaman ve mekân ile sınırlıyız.
Sınırsızlık, sınırlılık içinde kavranamaz. (Devam Edecek)
 

https://www.gazete4.com/yazarlar/sungur-pamir/sumer-ve-kadim-misirda-tek-tanri-fikrinin-dogusu-1/137/
https://www.gazete4.com/yazarlar/sungur-pamir/sumer-ve-kadim-msirda-tek-tanri-fikrinin-dogusu-3/145/
https://www.gazete4.com/yazarlar/sungur-pamir/sumer-ve-kadim-misirda-tek-tanri-fikrinin-dogusu-4/146/

YORUMLAR

  • 0 Yorum