SÜMER ve KADİM MISIRDA TEK TANRI FİKRİNİN DOĞUŞU-1
Sungur Pamir

Sungur Pamir

SÜMER ve KADİM MISIRDA TEK TANRI FİKRİNİN DOĞUŞU-1

21 Aralık 2019 - 20:48

Tanrım sana geldim işte
Gerçekleri bir bir sunmaya,
Senin uğruna ezdim kötülüğün kafasını,
Kılına dokunmadım tek bir kişinin,
Ne de bir zararım dokunmuştur aileme,
Doğru dururken eğriye yönelmedim.
Dostluk etmedim değersiz kişilerle,
Ama kötülük de etmedim onlara,
Böbürlenmedim faziletliyim diye,
Yüksek mevkilere ulaşmaya çabalamadım,
Kan kusturmadım uşaklara,
Başı dertte olanlara sille vurmadım,
Kaçındım tanrının yasaklarından,
Köle dayak yediyse efendisinden,
Vebali benim boynuma değil,
Hiç kimsenin cananı yakmadım,
Aç bırakmadım tek kişiyi,
Ağlatmadım, öldürmedim,
Öldürtmedim kendim için.
Acı çektirmedim hiç kimseye,
Tapınaklardan öteberi çalmadım.
Tanrının yiyeceklerine,
Cinlere sunulan yiyeceğe içeceğe
El uzatmadım.
Fuhuş yapmadım hiçbir zaman,
Kentimin tanrısının tapınaklarında
Uygunsuz bir davranışım olmadı.
Hasatlardan tırtıklamadım,
Toprak çalmaya yeltenmedim.
Ayak basmadım hakkım olmadan
Hiç kimsenin tarlasına.
Hile karıştırmadım tartılara,
Süt çalmadım çocukların ağzından.
Kovmadım sürüleri otlaktan.
Tanrıların bahçelerinde,
Tavus kuşlarına tuzak kurmadım.
Balık tutmak için
Yem yapmadım balıkları.
Akan suları durdurtmadım,
Yıkmadım suyollarını,
Yanan ocakları söndürmedim.
Yanlış bellemedim vaktini,
Kurbanların, adakların.
Tanrı otlaklarından
Kovmadım sürüleri.
Asla karşı gelmedim tanrıma.
Tertemizim. Tertemizim. Tertemizim.

Yukarıda bir bölümünü aktardığımız bu şiir çağlar boyu papirüs tomarlarında gizlenmiş,
kadim Mısır'ın "Ölüler" kitabında, ölümden sonra tanrı Osiris'in yargılama sahnesinden bir
bölümdü.

Tanrı Osiris tahtında oturmaktadır. Önündeki terazinin bir kefesinde dirhem yerine hakikat
vardır. Ölünün açıklamalarını gerçeğe kıyasla tartacaktır. Ölü yaşamının hesabını doğru
vermiş ise cennetlik olur ve sonsuz mutluluğa kavuşur, aksi halde öldükten sonra yeniden
öldürülüp yok edilir. Erdemli bir yaşam kadim Mısır dininin temelidir.

Osiris bütün Mısır'da en çok sevilen tanrıydı. Öteki tanrıların hemen hepsi, yüksek tabaka
tanrısı olarak kabul edilmişti; Osiris ise hayırsever bir firavun, ölüler ülkesinin hâkimi,
insancıl bir tanrıydı. Mısırlılar ölümsüzlüğe önem verdiklerinden, ölümsüzlüğü bütün
insanlarla paylaşan bir tanrı olması Osiris’in değerini çok yükseltiyordu.

Efsanelere göre Osiris, yeryüzü tanrısı Keb ile gökyüzü tanrısı Nut'un oğluydu. Babasından
sonra Mısır hükümdarı olmuştu. Karısı, ayni zamanda kız kardeşi olan İsis idi. Hükümdarlığı
esnasında ülkeye refah ve zafer getirdi, ama erkek kardeşi Set, tahtı ele geçirmek için türlü
hilelere başvurarak Osiris'i öldürdü, cesedini parça parça ettirerek dört bir yana savurttu.
Karısı İsis kocasının parçalarını toplayıp ciğerlerinin bütün gücüyle Ona soluk verdi. Osiris
yeniden canlandı, bu dirilişten sonra oğulları Horus dünyaya geldi.

İsis ücrada Horus'u büyüttü ve zamanı gelince onu tanrılar mahkemesine götürdü. Horus,
Set’in karşı çıkmasına rağmen yeryüzü hükümdarlığının kendisine verilmesi gerektiğini
savundu. Osiris’in oğlunun Horus olamayacağına dair Set'in itirazlarına rağmen tanrılar
Horus'u haklı bulup yeryüzü hükümdarlığını ona verdiler. Bu sefer de Osiris ölüler ülkesinin
hükümdarlığına geçti. İşte Osiris ve İsis'in mitolojik anlamı bu kadar basittir.

Osiris adına Mısır'ın birçok yerinde tapınaklar kurulmuştu. En önemlisi Abidos taki idi. Her
yıl bu muazzam türbede bir anma töreni düzenlenir, Osiris'in hayatı, ölümü ve dirilişi
dramatize edilirdi. Firavun, başlıca rolleri devletin en yüksek yetkililerine verirdi. Yerli halk
ve memleketin dört bucağından gelen binlerce ziyaretçi bu törensel piyese katılırdı. Ölüm
sahnesinde seyirciler çığlık çığlığa ağlaşır, dövünür, kendilerini yerden yere atar, hatta
birbirlerine saldırırlarmış. Törenin en sevinçli olayı olan tekrar diriliş sahnesinde ise aynı
kalabalık, vecde gelircesine kıvanç duyarmış. Piyesin sonunda Horus ile Set'in orduları karşı
karşıya gelir ve herkesin katıldığı heyecanlı çatışmada ölen olmasa bile pek çok kafa, göz
yarılırmış. Bu tören, yeryüzünde dram sanatının ilk büyük örneklerinden biridir ve özellikle
Elenleri de etkileyerek trajedinin gelişmesine öncülük etmiştir.

Mısırlılar adak, büyü ve kurban sayesinde öteki hayatta Osiris’in sevgisini ve desteğini
sağlayarak ölümsüz olmayı umarlardı. Bu yönden Osiris zengin-yoksul, asil-köle tüm
Mısırlılar için kutsal ve ölümsüz bir hayata kavuşmanın özlemini ve umudunu temsil ediyordu
(Mevtayı Mumyalamak da bu anlayıştan doğmuştu).

Osiris inancı Mısır’a yayıldıktan sonra, evvelce firavunlara ve asillere özgü olan ölümsüzlük,
bütün Mısırlılar için mümkün görünmeye başlandı. Ruhun, ölümden sonra cennete olmasa
bile Osiris'in yeraltındaki ölüm âlemine giderek yaşayabileceği inancı yaygınlaştı. OSİRİS
DİNİ, ÖLÜMSÜZLÜĞE KAVUŞMAK İÇİN YERYÜZUNDE İYİ OLMAK VE İYİLİK
YAPMAK ANLAYIŞINI DA YERLEŞTİRDİ. Evvelce ölümsüzlük sağlamak için muazzam
mezarlar, türbeler, ehramlar yaptırmak gereğine inanılırken artık iyiliğin ve doğruluğun
ölümsüzlüğe götüreceği düşüncesi ağır basmaya başladı. Mısırlı, hile ve hırsızlıkla servet elde
edilse bile bunun kârının kısa süreceğini, oysa adalet, doğruluk, dürüstlük ve iyiliğin sonsuz
mutluluğu gerçekleştireceğini düşünüyordu.

İşte insanoğlu bu öncesizlik ve sonrasızlık içinde, yani ezelden gelip ebede giden bu evrensel
ölçek içinde, ölümsüzlüğe kavuşmanın ancak erdemli yaşamakla mümkün olabileceğinin
bilincine varıyordu. Artık insanoğlu tanrının önemli bir vasfını yani ölümsüzlüğü keşfediyor

YORUMLAR

  • 0 Yorum