KUANTUM YAŞAM -1
Sungur Pamir

Sungur Pamir

KUANTUM YAŞAM -1

03 Kasım 2019 - 18:20

Değerli Gazete4 okurları
Sevgili ve değerli dost Yakup Uykutalp'ın inanılmaz atılganlıklarından birisi
olan bu internet gazetesine yazılar sunmak ve sizlerle iletişim kurmak muhteşem
bir teklifti. Hiç düşünmeden kabul ettim.
Hayatımda beni etkileyen fikirlerin sizlere aktarımını umarım toleranslı bir
ilgiyle takip eder, birbirimizi zenginleştiririz.
Ruhen, fikren ve bedenen hep sağlıcakla kalın.
Günün incisi:
Hayatta hiçbir şey 'erdemin' ulaşamayacağı kadar yüksekte değildir.



                      KUANTUM YAŞAM

(Ünlü fizikçi Michio Kaku * ile bir söyleşiden.)
Soru: Ünlü kitap; Thomas Kuhn’un “Bilimsel Devrimlerin Yapısı”. Kuhn,
kitabının efsanevi giriş bölümünde, bilimsel düşüncede değerler dizini
(paradigma) kaymasının etkilerinden, bu etkilerin bazı durumlarda kanlı
bir devrime benzerliğinden söz ediyor.
Kendi açınızdan Einstein’dan sonra deneyimlenen paradigma kaymasını
tanımlar mısınız?
Ve daha da önemlisi, bilimdeki paradigma kayması insanlığı nasıl
etkiledi?
Bu kayma bizlerin birbirimize olan politik yaklaşımlarda bir değişikliğe
yol açtı mı?
MK: Paradigma kaymasından bahsettiğimizde, 20. yüzyılın en büyük paradigma
kaymalarından biri olan Einstein’ın teorilerine bakmak zorundayız. Einstein
yalnızca Time Dergisinin anketlerinde Yüzyılın Adamı seçilmekle kalmamış, birçok
tarihçi onu ilk beş arasında; insanlık tarihinin son bin yılını etkileyen ilk beş insan
arasında göstermiştir. Fakat bu adam aslında ne yaptı? Onun ortaya attığı
paradigma kaymaları neydi?
İlk paradigma kayması madde ve enerjiydi; 1905 yılında Özel Görecelilik Teorisini
ortaya koydu. Eskiden bir kayanın kaya olduğunu düşünürdük, kaya ile ışık
demeti asla aynı özellikte değildir. Bir ışık demetinin bir kayayla ne ilgisi olabilir?
Fakat Einstein’ın gösterdiği gibi, eğer bu kaya uranyumsa o ışık nükleer ateştir, o
halde evet bir kaya parçası (Uranyum) nükleer ateşe dönüşebilir; belki de
Güneş’in ateşi; belki de bir yıldızın iç kısımlarında füzyona uğrayan hidrojen
gazının ateşi yahut da belki bir gün dünya gezegenindeki tüm hayatı harap
edecek nükleer ateş. Tek bir denklem için hiç de kötü değil: E=mc 2 .
İkinci paradigma kayması 1915 yılında gerçekleşti ve ister inanın ister inanmayın
birinciden daha büyük bir etki yarattı. Şimdi evrenin kendisi hakkında
konuşuyoruz. Bu paradigma kayması bükülmüş uzay–zaman kavramını doğurdu;
"Evren Bir Kabarcıktır". Evren küçük bir hiper-kabarcıktır ve Büyük Patlama (Big
Bang) sayesinde çok büyük bir hızla genleşmektedir. Yalnızca bu kadar da değil;
uzay, ölen bir yıldızın etkisiyle yoğunlaşabilir, yırtılabilir ve eğrilip bükülebilir.
Ölen bu yıldıza “Kara Delik” denir. Bu nedenle; kara delikler, evrenin kendisi,
Büyük Patlama, hepsi, Einstein’ın ikinci muhteşem teorisinin yan ürünleridir;

uzay-zamanın hiç de düz olmadığını kavratan yeni bir paradigma kayması. Uzay
bir arena değildir. Shakespeare bir zamanlar şöyle demişti “Bizler hepimiz
sahnedeki aktörleriz.” Einstein, sahnenin kendisinin eğrilip bükülebileceğini
gösterdi. Yani bizler eğrilmiş bir sahnede dans eden aktörleriz, bu bizim
yaşamımızın bir kısmı demektir ve sahnenin eğrilip bükülüşüne de “kütle çekimi”
denmektedir.
Üçüncü büyük teori, tüm teorilerin teorisiydi. Bütün teorilerin anasıydı: Her şeyin
Teorisi. Einstein sabah kalktığında hep kendisine şu basit soruyu sorduğunu
söylerdi: ”Eğer Tanrı olsaydım, evreni nasıl yaratırdım?” İster inanın ister
inanmayın ben de her sabah uyandığımda aynı soruyu soruyorum. Ben teorilerle
oynarım. Kafamın içinde her daim dönüp dolaşan denklemler vardır ve kendime
şunu sorarım ”Hangi denklemin doğru, hangi denklemin yanlış olduğunu ayırt
etmeyi nasıl bilebilirim? Daha sonra da “Einstein ne söylemiş?” diye kendi
kendime konuşurum. Einstein sabahları kalktığımızda şu soruyu kendimize
sormamız gerektiğini söyledi: “Eğer Tanrı olsaydınız, nasıl bir evren
yaratırdınız? Bizi yöneten fizik yasalarını nasıl yaratırdınız?” Einstein
sonraları gördü ki yaratılıştaki sadelik, güzellik ve seçkinlik gerçeğin kendi doğası
ile ilişkilidir. Öyle ki, ışık, Max Planck’ın tek bir denklemine tabiydi; E=hf. Bu
denklem de bir inç uzunluktadır. Kütle çekimi Einstein’ın tansör denklemiyle ifade
edilir. Bu denklem de bir inç uzunluktadır. Ve belki de Birleşik Alan Teorisi de bir
inç uzunlukta olacaktır. Einstein bunu aradı ve başarısız oldu. Belki de yeteri
kadar ileri gitmediği için. Einstein bize dördüncü boyutun varlığını tanıttı yani
Zaman Boyutunu. Şimdilerde biz fizikçiler dört temel kuvveti içeren bir arena
ararken onuncu boyuta gidiyoruz, belki de on birinci boyuta.... “Tanrının zihnini
okuyacak” kadar büyük bir arenaya. Diğer bir ifadeyle, eğer Sicim Teorisi
doğruysa ve tüm madde, titreşen bir sicim üzerindeki notalardan başka bir şey
değilse, Tanrının zihni için bir adayımız var demektir: Tanrı’nın zihni, hiper-
uzayda uyum içinde titreşen müziktir.
* Michio Kaku; Dğm 24 Ocak 1947. Japon kökenli ABD’li fütürist (gelecek bilimci), teorik
fizikçi ve bilim popüleristi yazar. New York City College’de Teorik Fizik Profesörü. Fizik ve
ilgili konularda birçok kitabın yazarı; radyo, televizyon konuşmalarına ve internet
bloglarına katılan, filmlerde rol alan ve makaleler yazan bir bilim insanı. New York
Times’ta İmkânsızın Fiziği ( Physics of the Impossible ) (2008), Geleceğin Fiziği ( Physics of
the Future ) (2011), Zihnin Geleceği ( The Future of the Mind ) (2014) gibi en çok satan
üç kitabın yazarı. BBC, Discovery Channel, History channel ve Science Channel için birçok
özel TV programının düzenleyicisi.

YORUMLAR

  • 0 Yorum