HALEFLER VE SELEFLER
Mustafa Çekirge

Mustafa Çekirge

Mustafa Çekirge

HALEFLER VE SELEFLER

17 Aralık 2019 - 08:20

Halef, selef kavramını ve ikinci adamlığı düşününce; aklıma ilk gelen halef ve ikinci adam elbette İsmet İnönü oluyor. Ancak çok iyi biliyoruz ki, İnönü ile Atatürk’ün arası son zamanlarda açıktı. O nedenle bakanlar kurullarında İnönü artık yer almıyordu. Ama İnönü ikinci adam olduğunu bilerek kenara çekilmiş ve herhangi bir rekabet içine girmemişti. Kazım Karabekir ve arkadaşlarının yaptığı şekilde bir mağlubiyet yaşamak istemediğinden frene basmıştı. Bu duruşu da O’na daha sonra Cumhurbaşkanlığı kapısını açmıştı.

Celal Bayar Başkanlığında kurulan Demokrat Parti’nin ikinci adamı Adnan Menderes’ti. Bayar Cumhurbaşkanı olunca partinin ve hükümetin başına geçmiş, dolayısıyla aktif siyasetten çekilen Bayar ile Menderes arasında herhangi bir rekabet olmamıştı. Ayrıca Bayar’ın İstiklal Savaşı ile ilgili bir karakter olması da bu konuda Menderes’i temkinli olmaya itmişti. Ancak Menderes ile İnönü arasındaki sert siyasi çekişmeler de gösteriyor ki, söz konusu siyasi beka olunca İstiklal Savaşı kahramanı olmak bile yeterli kalmıyor.

İnönü aslında tüm siyasi mücadelesini Menderes ve Demirel ile verdi. Bir halef olarak çok zorlayıcı olmasa da selef olarak oldukça çetin cevizdi. Ecevit’i İnönü’nün halefi olarak kabul edersek parti içi iktidar mücadelesinde İnönü’yü çok zorlamış ve sonunda zafere ulaşmış olmasının dikkate değer bir başarı olduğunu kabul etmek gerekir. Aslında Türk Siyasi tarihindeki gerçek anlamda ilk halef selef mücadelesi olan Ecevit-İnönü yarışında İnönü’nün yorgun ve yaşlı olması da Ecevit için bir şanstı.

Sonrasında Demirel’in yasaklı olduğu dönemde halef olan Hüsamettin Cindoruk hiçbir zaman assolist olmaya soyunmamış, ikinci adam olarak kalmayı tercih etmişti. Bir anlamda siyaseten haddini bilerek hareket etmiş denebilir. Demirel’in siyasi yasaklık döneminin ardından da kurduğu partiyi Demirel’e teslim etmiştir Cindoruk.

Özal’ın Cumhurbaşkanı olmasının ardından halef olarak ikinci adam rolünü hiçbir zaman üstlenmeyen Yıldırım Akbulut seçilmiş ve tamamen Özal güdümünde bir siyasi kimlik olarak tarihte yerini almıştır. Dönemin ANAP’ında muhtemel halef olacak ikinci adam Adnan Süvari’nin vefatı parti içince ikinci adam eksikliğini doğurmuştu. Boşalan bu konuma, halef olma şansını değerlendirmek isteyen Mesut Yılmaz oturmuş ve Özal’ın tüm direncine rağmen parti başkanlığını Akbulut’tan almıştı. Yılmaz’ın bu başarısı Ecevit’e benziyor olsa da Özal’ın aktif siyaseten nisbeten dışında olması, ve Özal ile doğrudan yarışmıyor olması Ecevit’e kıyasla işini kolaylaştırmıştır. Sonuçta karşısında rakip olarak bulunan Yıldırım Akbulut profili herşeye rağmen hiçbir ANAP’lının içine sinmemişti.

Demirel’in Cumhurbaşkanı olmasının ardından, Yıldırım Akbulut sürecine benzer bir şekilde Tansu Çiller tercih edilmişti. Çiller’in karşısında ilk zamanlar direnç gösterenler olduysa da Demirel’e olan saygılarından dolayı seslerini kısık tutmuşlardı.

MHP içerisinde de Alpaslan Türkeş’in ölümünden sonra yaşanan gergin ve tartışmalı süreçten sonra Devlet Bahçeli’nin kongreyi kazanması da çok önemli bir ikinci adamlık başarısıdır kanımca. Zira karşısında oğul Türkeş vardı ki dönemin tüm ülkü ocakları Tuğrul Bahçeli’yi destekliyordu. MHP içerisinde babadan oğula geçmesi düşünülen bir iktidar anlayışı oldukça yaygındı. Bu nedenle Devlet Bahçeli’nin herseye rağmen kongreyi kazanması ve ardından MHP ve ülkü ocaklarını derleyip düzenlemesi önemli bir ayrıntıdır.

Refah Partisi içinde Abdullah Gül’ün önderlik ettiği Erbakan muhalefeti de ikinci adamlık veya haleflik konusunda Gül’e şans tanımamıştı. Tüm çabalara rağmen parti tabanı değişimi değil geleneği tercih etmişti. 28 Şubat sürecinden sonra Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte hazırlandıkları Ak Parti kuruluşu sonrasında tam anlamıyla ikinci adamlıktaki yerini sağlamlaştırmıştı Abdullah Gül. Mesut Yılmaz ve Tanju Çiller’in farklı şart ve süreçlerle elde ettikleri halef olma şansını Refah’ta kaybetmiş ancak Ak Partide elde etmişti Abdullah Gül. Kendisinin cumhurbaşkanlığına aday gösterildiği andan itibaren Abdullah Gül, ikinci adam olarak Erdoğan için oluşturduğu tehlike nedeniyle, aslında tasfiye edilmişti. Dolayısıyla parti başkanı ve lider olma şansını kaybetmişti o dönemin siyasi yapısı gereği.

Türk Siyasi tarihine bakarsanız Ecevit dışında hiçbir ikinci adam tam anlamıyla başarıya ulaşamamıştır. Hiçbir ikinci adam yada halef seçim kazanamamıştır. Ecevit dışında bu konuda tek bir istisna vardır o da Ahmet Davutoğlu’dur. Bizzat Kasım 2015 seçimlerini kazanmış ve tek başına iktidar olacak matematiğe ulaşmıştır. Sonrasında da Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine karşı olması sebebiyle tasfiye edilmiştir.

Kendisi bir parti kurarak başarılı olur mu bilemem ama Ak Parti tabanından Gelecek Partisine çok oy kayacağını sanmıyorum.

Abdullah Gül mü? Ben bu saatten sonra aktif siyasete geri döneceğini sanmıyorum. Recep Tayyip Erdoğan karşısında şansı olmadığını bildiği için alt seviyeden siyaset yapmayacaktır.

Ali Babacan mı? Hiç şans tanımıyorum...

YORUMLAR

  • 0 Yorum