BAYRAM SOHBETİ
İnci Güçer

İnci Güçer

İnci Güçer

BAYRAM SOHBETİ

24 Mayıs 2020 - 10:42


Sokağa çıkma yasağıyla gelen bu bayramda biraz kendinizle sohbete ne dersiniz? Ne zamandır gerçekten “nasılsın” demediniz kendinize kimbilir!

Dünya çapında hepimiz zor bir dönemden geçiyoruz. Belirsizlik, endişe, hayal kırıklığı ve bunlar gibi yoğun duygularla boğuşuyoruz. Şimdi kendimize ve birbirimize daha iyi bakma zamanı. Karantina günlerinde hep verimli yaşamak zorunda değiliz. Kimi zaman tek yaptığımız şey hayatta kalmayı başarmak olur, e daha ne olsun?! Varolmak ağır iş, başka iş istemem; der gibidir sanki ruhumuz, bedenimiz. Belirsizlikle harmanlanan bugünleri ve hissettiklerimizi olduğu gibi kabul etmeyi deneyelim öyleyse. Hem bu sayede kaygı ve endişe, bir serüvene dönüşebilir.  Bir düşünün sevdiklerinize gösterdiğiniz anlayış ve hoşgörüyü kendinize ne kadar gösteriyorsunuz? Eminim sevgi, anlayış ve hoşgörüyü en az diğerleri kadar hak ediyorsunuz.

Karantina sürecinde yaşamda ne kadar az şeyin bizim kontrolümüzde olduğunu gördük. Bilmediğimiz birşey değildi ki bu, ama hiç bu kadar derinden hissetmemiştik öncesinde... Kontrol kaybı gibi görünen bu durum, yeni bir kontrol anlayışı kazandırabilir bize. Bunun için kendimize güvenelim ve hayatın akışına teslim olalım. Akış boyunca yenilenme şansımız var çünkü. Belki çok yorucuydu o eski kontrol çabamız, belki gereksizdi birçok müdahalemiz ya da açıkça yararsızdı... Üstelik herşeyi kontrol edememek neden kötü olsun ki?! Bir de bu açıdan bakalım, kontrol azaldıkça neler artışa geçti biraz düşünelim; belki rahatlık arttı, belki daha fazla zaman kazandık, güç ihtiyacı saçma gelmeye başladı belki de, kimbilir..

Koronavirüs salgını ile birlikte önemli bir deneyim daha kazanmaktayız: Hayatımızda can sıkıntısına yer açmak! Sıkılmak kötü, atlatılması hatta yaşanmaması gereken, başkasının yollar bulmasıyla giderilen kasvetli bir halmiş gibi algılanıyor. Oysa sıkılmak; düşünme, arama, kendine odaklanma hali, üretim, yaratıcılık öncesi fırtına hali...çocuklarımıza öğreteceğimiz en önemli şeylerden birisi, sıkıntıya katlanmaları....Kendimizle kalmaya dayanmak, hep birşeyler yapmak zorunda hissetmemek, kalmak bazen öylece beklemek, düşünmek, zorlanmak, zor duygularla ilerlemek...

Duygusal acı bizi öldürmez ama ondan kaçmaya çalışmak öldürür.  Burada kastettiğim fiziksel bir ölümden ziyade ruhsal bir ölüm. Duygulara izin vermek, gelişmeye izin vermek aslında. Rahatsız edici olan her şeyden doğamız gereği kaçınırız. Hastalanmayı sevmeyiz ya da üzülmeyi veya kafamızın karışmasını ya da korkmayı istemeyiz. Bu insanın normal bir yönü ve bu yüzden bireysel ve toplumsal iyileşme için rahatsız edici olanla kalabilme, onu kapsayabilme kapasitemizi güçlendirmek zorundayız. Psikolojik açıdan dayanıklılık kazanmak ancak bu yolla mümkün. Ve psikolojik dayanıklılık, vücut direncinin temel bir boyutu; bunu her zaman aklımızda tutalım.

Sağlıkla nice bayramlara.