ÇALINMIŞ ÇOCUKLUK...
İlknur Solmaz Çoban

İlknur Solmaz Çoban

ÇALINMIŞ ÇOCUKLUK...

19 Haziran 2020 - 15:54

 

Tüm köylü kış hazırlıklarına başlamıştı. Değirmende öğüttükleri unları, çuvallara basıp, bu çuvalları ambarlarına taşıyorlardı. Kışın yakmak için hayvan tezeklerini öbek öbek kurutup yığıyorlar, kurumuş kavak ve söğüt dallarını da doğrayarak üst üste istifliyorlardı.  Köyün kadınları tarhanalar, turşular, salçalar yapıyordu.

Buralarda kış karaydı, zordu, çetindi. Doğa sanki insanları cezalandırıyor bütün zalimliğini sergiliyordu. Kışın yollar kapandığından, bazı hastalar ilçedeki hastaneye giderken kızak üzerinde can verdi. Kimileri de kazaya gitmek için yola çıkmış, donarak ölmüştü.

Emine kadın ambardaki yarım olan un çuvalına bakarak içini çekti. İri gözlerinden yaşlar aktı. Ne yakacak kavak dalları, ne de karınlarını doyuracak yiyecekleri vardı. Duvar dibine çöküp, kara kara düşünmeye başladı.

Hüseyin annesinin yanına geldiğinde, onun ağladığını gördü. Hemen yanına çömelip elini annesinin boynuna attı. Anne ne oldu, niye ağlıyorsun? diye sordu. Emine, yok oğul ağlamıyorum, hadi kalk gidelim dedi. Hüseyin ikna olmamıştı. Annee… diyerek sesini yükseltti.

Emine kadın, ben ağlamayım da kim ağlasın oğul, 10 baş nüfusla nasıl çıkaracağız bu kara kışı? Bize yetecek ne yiyeceğimiz, ne de yakacağımız var. Babanın bir işi bile yok ki, ihtiyaçlarımızı parayla alalım dedi ve hıçkırıklara boğuldu.

Hüseyin’in de gözleri dolmuştu. Ama ailenin büyük erkek çocuğu olarak güçlü durmak zorundaydı.
Başını, annesinin omzuna koyup,  sen üzülme buluruz bir çaresini, babamı belki demiryollarına yine alırlar diyerek teselli etmeye çalıştı annesini.
 
Demiryolları kardan kapandığı zamanlarda, insanları geçici işçi olarak alıp, tekrar işten çıkarıyordu.
Babanı oraya alsalar bile o parayla ne geçim olur ki diyerek yeleğinin cebinden aldığı mendiliyle gözyaşlarını sildi Emine kadın.
 
Anne sen ağlama, üzülme dedi Hüseyin ve annesinin gözyaşlarını elleriyle sildi, pamuk yüzünü öptü.
Gözyaşlarını içine akıtıp, ağladığını belli etmedi. Annesi eve giderken, Hüseyin de Çataltepe’ye doğru koşmaya başladı. Artık küçük yüreğinin derinlerinden gelen ve gözlerinde son bulan duygulara engel olamıyordu.

Çataltepe, Hüseyin’in dertlerini anlattığı, huzur bulduğu, gelip içini döktüğü, sıkıntısını araladığı yerdi. Burası aynı zamanda bir ziyaretti. Köylüler, buraya yağmur duasına çıkar, dilekte bulunurlardı.
Bu tepeden bakıldığında, Bozarmut tren istasyonu görünüyordu. Katar katar maden vagonları dizilmiş, gelecek olan treni bekliyorlardı. Hüseyin, oturup gözlerini istasyona dikti ve derin bir iç geçirdi. Şu vagonların birine binsem de başka diyarlara uzaklara gitsem, oralarda çalışıp, para kazanıp, anneme getirsem diye düşündü. Bu fikre çok sık kapılıyordu. Annesinin gözyaşlarını dindirmek, kardeşleriyle doyasıya oyunlar oynamak istiyordu artık. Bugün yemek yerken, yarın yiyecek kaygısına kapılmak istemiyordu. Çok zeki, duygusal bir çocuktu, yaşıtlarına göre olgun ve akıllıydı da.

Sonra annesini, babasını, kardeşlerini, arkadaşlarını nasıl bırakıp gideceğini düşündü. Hasretlik şimdiden çok ağır gelmişti. Çaresizce tekrar ağlamaya başladı, bir yol bulmaya çalıştı,  düşündü… Hava kararmaya yüz tutmuştu. Uzun süre oturduğu yerden ayağa kalktı ve evin yolunu tuttu.

Evlerinin önüne geldiğinde, annesi ile babasının tartıştıklarını duydu. Pencere altına çömelip, başını ellerinin arasına alarak konuşmalarını dinledi.

Emine kadın, Çukurova’ya gitme taraftarıydı. Oralar buradan daha sıcak, toprakları verimli, portakal bahçelerinde çalışırız, ben evlere temizliğe giderim, sen de inşaatlarda çalışırsın. Hem çocukların sırtı ısınır, hem de karnı doyar dedi.

Kocası bu fikre karşı çıkıyordu. Emine bıktım artık bu gidip gelmelerden. Oralara gidip nerde kalacağız bir sürü nüfus diyerek çıkıştı karısına. Ben derim ki: Asef Ağadan bir çift öküz alsak, reçberlik yapsak daha iyi olmaz mı? diye sordu Emine’ye.

Emine çatık kaşlarla, iyi de kışın biz karnımızı doyuramayacağız, öküzleri nasıl besleriz, hem de o gözü aç Asef’e nasıl ödeyeceğiz borcumuzu diye cevap verdi.

Ya Emine, Hüseyin gider Asef Ağada çalışır öder borcumuzu deyince, Emine, oturduğu yerden hızlıca kalkıp, herif herif bir karış çocuk nasıl çalışsın o zalimin kapısında, oğlanı mahveder diyerek sinirlendi kocasına.

Hüseyin, koşarak içeri girdi ve anne, babam doğru söylüyor, ben Asef Ağada çalışırım, hem ben Asef Ağayı çok seviyorum diyerek annesinin boynuna sarıldı. Emine kadın gözyaşları içinde, çaresiz boynunu büktü…

Hüseyin ile babası, avlu kapısından içeri girdiklerinde, Asef Ağa hayvanlara vermek için, ot kesiyordu. Kolay gelsin Asef Ağa nasılsın? diye sordu Hasan. Sağol, hoş geldiniz, gördüğün gibi diyerek yanıt verdi ve ekledi Asef Ağa. Hayırdır Hasan, sen buralara basmazdın? Diyerek ot kesmeye devam etti.

Ya, biz bu sene Çukurova’ya gitmeyip kışı burada geçireceğiz. Malum demiryollarından da çıkardılar beni. Ne elde var ne avuçta, kışı bu durumda geçiremeyiz.  Düşündüm de, senden bir çift öküz alıp, reçberlik yapayım, öküzlerin parasını da, Hüseyin senin yanında çalışıp öder. Bakma böyle küçük olduğuna, çocuğum diye söylemiyorum çok çalışkan ve kuvvetlidir dedi.

Asef Ağa elindeki otları yere bırakarak,  Hasan sen delirdin mi? Hiç olacak iş mi? bir karış yumurcak nasıl çalışsın, dayanamaz çalışmaya, sonra hasta masta olur, başıma bela edemem dedi. Hüseyin’in, Asef ağanın söylediği sözlerden dolayı canı sıkılmıştı. Lafa girdi. Ben geçen yıl Ali Emmilerde de çalıştım, eğer çalışmamı beğenmezsen öküzleri geri alırsın Asef emmi dedi.

Asef, başını her iki yana sallayarak: Allah’ım sen akıl fikir ver, peki okulun ne olacak, gitmeyecek misin? diye sordu.

Hasan, hemen Hüseyin’den önce söze atıldı. Aman... bu sene de gitmesin, sanki okuyup bana mebus mu olacak, eti senin kemiği benim dedi.

Çocuk eğer hasta olursa, çalışamazsa alırım öküzleri karışmam diyerek karşılık verdi Asef Ağa.
Hüseyin okula gidip öğrenci olması gerekirken, ailesi için okulunu, çocukluğunu, oyunlarını bir kenara bırakmıştı. Masum ve minik yüreğiyle, sırtına fedakârlık yükünü çoktan sarmıştı bile.
 
Çocuk işçilere dikkat çekmek adına, bugün sizlerle romanımdan bir kesit paylaşmak istedim.
Çocuklarımızın zihinsel ve bedensel gelişimlerine katkılar sağlamak için elimizden geleni yapmamız şarttır. Gelecek nesillerimizin sağlam temeller üzerinde oluşması buna bağlıdır.

Çocukların sokaklarda ya da iş alanlarında değil, okullarda olması için hepimiz elimizi taşın altına sokmak durumundayız. Çocuk haklarının gözetilmesinin ve korunmasının görevimiz olduğunu unutmamak gerekir.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Sevgilerimle…

YORUMLAR

  • 3 Yorum
  • Türkan KARABACAK
    1 hafta önce
    Cok duygulanarak okudum ulkemizin gercegi maalesef
  • Ali Çelik
    1 ay önce
    Çok Beğendim ve duygulandım. Çocuklar aile sorunlarından ister istemez haberdar oluyorlar bunu çocuklardan ne kadar gizlemek istesek te çocuklar aile sorunlarından etkileniyorlar. Harika bir yazı, bunu kitap yapsanız ve hüseyinin ailesinin geçim kaynağı icin çocuk yaşta çocukluğunu yaşayamadan ağır işin altında ezilerek çalışma maceralarını bir kitapta okumak isterdim.Emeklerine sağlık ilknur hanım , Yazdıklarınızı büyük bir beğeni ile keyifle okuyorum.
  • İlknur Solmaz ÇOBAN
    1 ay önce
    Çok teşekkür ediyorum Ali Bey.