BELKİ BİR ARA
Engin İnce

Engin İnce

Engin İnce

BELKİ BİR ARA

07 Ağustos 2020 - 05:45

Havalı sözlere, zor tariflere gerek yok. Tüm varlığını, hislerini ve zamanını hediye ettiğin her an meditasyondur.

Hepsi bu kadar basit.

Öncesini ve sonrasını düşünmediğin, geçmiş için pişmanlık, gelecek için endişelerle doldurmadığın her an hayatın ta kendisidir.

Yorucu olabilir, faydasız görülebilir, aklını yorabilir ama kendini içinde olduğun ana armağan edebilmek gerçek varolmaktır.

Aldığın her nefes en doğru ritimle dolar içine ve aklına gelen her düşünce sadece geçer ve gider. Fikirler seni sıkboğaz etmez, telaşa sokmaz, korkutmaz. Yaşamın en taze renkleri sadece o en şeffaf anlarda gösterir kendini.

Ne yapacağını hiç bilmediğin anlarda aklını oyalayan hayalet hallerden medet ummak yerine sadece bu yap: orada öylece kal. Koşmayı bırak, konuşmayı bırak, sadece dur. Aklını koşturma, bedenini koşturma, ikisini de sustur.

İçinin kapılarını aç, pencerelerini aç. Sen hareket etmezsen dünya da dönmeyi bırakacakmış gibi hissedeceksin. Sakın inanma, öylece dur tüm rüzgarın ortasında. Bırak dönsün dursun içinin odalarında. Kapılarını vursun, perdelerini uçursun. Sen sadece dinle, hiçbirşey yapma. Aklına düşünceler, odalarına fikirler, koridorlarına kızgınlıklar düşebilir. Sen hepsine izin ver, olduğun yerde dur. Nihayet o deli rüzgâr da durulacak çünkü ve daha önce hiç hissetmediğin bir huzur dolacak içine. Perdelerin sakinleyerek kapıların sessizleşecek. Bir ömür kan ter içinde aradığın huzur, sen orada hiç birşey yapmadan otururken gelecek...

Sonra etrafına bak. Sanki ilk kez bakıyormuşsun, olan bitene ilk kez tanık oluyormuşsun gibi meraklı bir sessizlikle sadece bak. Tanımlamadan, en iyi bildiklerini bile hiç tanımadan bak. Gözüne çarpan her ne ise, beğenmeden, yargılamadan, fikir yürümeden, anlamaya çalışmadan, hiç bir his beslemeden bak. O an'a, oraya, orada olanlara, öylece dümdüz bak. Yıllar boyunca öğrendiğin bütün koşullanmışlık ve ezberlerden sıyrılarak olan biteni izle.

Öyle zor ki... İnsan buna o kadar uzak ki...

İnsanın kumaşı iplik iplik fikirlerle dokunuyor, insan günden güne beğenmeye, kötülemeye, yargılamaya, konuşmaya alışıyor. Yıllar boyunca aklının çekmecelerinde her duruma, her insana, her fikre ve her hale yakıştıracak bir düşünce ve his saklıyor. Doğru çekmeceyi açması, düşünmeden yorum yapmasına yetiyor. Oysa insanın, kendi etiketlerini söküp özüne varmaya çalışması da yetmiyor. Arasıra aynısını etrafındakilere de yapması gerekiyor. Bazen yeni açan bir çiçeğe tüm mucizelerini ilk kez görüyor gibi, kalabalık bir caddeye sadece akan bir suya bakar gibi bakması gerekiyor. İnsan sadece durup bakmaya başladığında, uzun zamandır kendini göstermeye çalışan tüm hakikat kendini açık ediyor. Düğümler birbiri ardına çözülüyor. Yargıdan uzak olup olana olduğu haliyle bakınca, hayat aslında çok kolaylaşıyor.

Biliyorum, iş güç. Biliyorum, sorumluluklar.

Biliyorum, peşinde koşanlar ve senin peşinde koştukların.

Oysa biliyorsun, gerçek orada değil.

Gerçek, sadece tüm bunların arasındaki anlık boşluklarda.

Öyle çok konuşuyorsun ki, kaçırıyorsun. Hayattan başka herşeye hayat, gerçekten başka herşeye hakikat diyorsun.

Hep sonra diyorsun. "sonra, belki bir ara."

Ama sen de farkediyorsun, kaçırdığın hayat aslında sadece o ötelediğin kısacık aralarda...

YORUMLAR

  • 0 Yorum