GÜL VE SELVİNİN PANDEMİ MESAJI
Burcu Çenberci

Burcu Çenberci

Burcu Çenberci

GÜL VE SELVİNİN PANDEMİ MESAJI

09 Temmuz 2020 - 18:51







Hildesheim Gülü


Almanya’daki Hildesheim Katedrali’nin duvarına sarılmış, 700 yıldır yaşayan 10 metre yüksekliğinde, bir gül bitkisi olduğunu biliyor musunuz?! 1985ten bu yana UNESCO Dünya Miras Alanı listesinde yer alan bu bitki (Rosa canina) Hildesheim Gülü diye biliniyor. Bu gülün dünyanın en yaşlı, canlı gülü olduğu düşünülüyor.

1945’te İkinci Dünya Savaşı sırasında katedral bombalanmış ama gülün kökleri yaşamaya devam etmiş ve kalıntıların arasından tekrar yeşerip, restore edilen binanın duvarına sarılarak çiçek açabilmiş! Bir gül düşünün ki neler görmüş geçirmiş ama pes etmemiş 700 yıldır hayata tutunmuş, ve yaşamaya devam ediyor! Dayanıklılık, yaşam sevgisi, ümit, güç, enerji, irade, cesaret ve ilahi güzellik; bu gülde bence bunların hepsi var. 

Sarv-e Abarkuh


Şimdi Almanya’dan İpek Yolu’nun geçtiği İran’ın Yezd şehrine geçelim. Bu bölgede Abarkuh isimli antik kasabada, bilim insanlarının tesbitine göre en az 4000-5000 yaşında bir anıt ağaç var. Bu ağaç bir selvi, adı da Sarv-e Abarkuh. İran Kültürel Miras Organizasyonu tarafından korunan bu ulusal anıt, 25 metre yüksekliğinde ve tacı 18 metre genişliğinde. Wikipedya’ya göre Asya’da yaşayan ikinci en yaşlı canlı olma ihtimali yüksek. 

Bir canlının bu kadar uzun süre yaşayabilmesi için çok ama çok  kuvvetli olması gerekmez mi? Yağmur, fırtına, rüzgar, sıcak, soğuk ve daha kim bilir neler gördü geçirdi. Ancak o da, her şeye rağmen Hildesheim Gülü gibi dim dik hayatta. 

Doğanın bu gül ve selvi ağacıyla bize bir mesajı olabilir mi? Onlardan bir şeyler öğrenebilir miyiz? Bu soruya bir aromaterapist gözüyle baktığımda, sizinle paylaşabileceğim çok hoş ve heyecan verici bilgiler var. Okumaya devam edin!


AROMATERAPİ VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ 

Bitki dünyasının yüz milyonlarca yıldır yeryüzünde değişen hava koşullarına uyum sağlayıp, evrimleşerek yaşadığını hatırlayalım. Gündüz güneşin enerjisini fotosentez yoluyla yaşam enerjisine dönüştürürken geceleri ise ayın ve yıldızların enerjisine maruz kalırlar. Sanki milyonlarca yıldır  bütün alemle kozmik bir sohbet içindeler. Kim bilir bugüne dek ne kadar çok bilgi depoladılar!

Pek çok bitki, bakteri, virüs ya da böcek saldırısından korunmak veya çeşitli polinatörleri kendilerine çekmek için bünyelerinde oluşturdukları aromatik bileşenleri —ki damıtıldığında adına uçucu yağ denir— ritmik olarak havaya salar.  Bu salınım aniden değişen hava koşullarına uyum sağlamak içinde gerçekleşebilir.

Bitkiler bu molekülleri vücutlarının farklı kısımlarında doğal olarak üretirler; örneğin, çiçeklerinde, yapraklarında, gövdelerinde ve köklerinde. Bu kısımlar toplanıp içinde kaynar su bulunan kazanlara atıldığında veya bu suyun buharına maruz bırakıldığında koku moleküllerini içeren kapsüller açılır ve bu aromatik bileşenler buharlaşır. Su buharına karışarak çıkan bu kokuları ayrıştırmak içinse bir sonraki aşamada etrafında soğuk su bulunan uzun helezoni tüpten geçer ve ısı farkından dolayı yoğunlaşıp tekrar sıvıya dönüşür. Nihayetinde altta su üstte de koku moleküllerin bulunduğu uçucu yağ birbirinden ayrışmış olarak bir haznede birikir. Alttaki su da artık saf su değildir, içinde çok az miktarda uçucu yağ bulunan bitki suyudur. Buna damıtma işlemi denir ve geleneksel olarak toprak veya bakır imbiklerde yapılır. Bazı uzmanlar İbn’i Sina’nın damıtma işlemini keşfettiğini söyler.

Yararları çok uzun zamandan beri bilinen bu uçucu yağları kullandığımızda hem fiziksel hem ruhsal sağlığımızda kısa sürede çarpıcı sonuçlar elde etmek mümkündür. Biz bir kokuyu kokladığımızda saniyeler içinde koku molekülleri beynimizin en eski kısmı olan limbik sisteme ulaşır. Koku hafıza  birlikte limbikte sistemde kayıt edilir. Böylece biz bir uçucu yağı kokladığımızda etkisi saniyeler içinde çıkar ve bir koku aniden bizi çocukluğumuzdaki bir yere veya ana götürebilir. Ayrıca  aromalar mutluluk hormonu salınımını tetikler ve kendiliğinden olumlu duygular hissetmeye başlarız. Bu yüzden duygusal travma tedavisinde, korku, öfke, endişe ve sigara bağımlılığı gibi vücudun stresle baş edemediği durumlarda Aromaterapi çok etkilidir çünkü korku merkezi amigdala sakinleşir ve vücut serotonin, endorfin, enkafalin gibi olumlu hormonları salgılar. Bu da algımızı olumlu yönde değiştirir, ve homoestaz (denge) durumuna yeniden kavuşup stresin yarattığı olumsuzluktan arınmamızı sağlar. Saf mutluluk ve huzur olan kendi gerçek benliğimi hatırlarız.

Antibakteriyel, anti viral, antifungal özelliklerinden dolayı, uçucu yağlar ve bitki sularıyla, bakteri, virüs vb. yaşayamayacağı steril bir ortamı doğal olarak yaratmak mümkündür. Doğru kullanıldığında uçucu yağlar bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve solunum yollarını arındırmadırır. Örneğin defne, kekik, çam türü bitkilerin yağları solunum sistemi ve bağışıklık sistemi üzerinde çok etkilidir. Okaliptüs, çayağacı bu amaçla çok yaygın kullanıma sahipken, size daha çok coğrafyamızda çok yaygın olarak bulunan kekik, defne, gül ve selvinin özelliklerinden kısaca bahsetmek istiyorum.

Ege bölgesinde hemen hemen her evde mutlaka kekik suyu veya yağı bulunur. Çocukluğumda anneannemin her karnım ağrıdığında bana suyla seyreltilmiş kekik suyu içirdiğini hala hatırlarım. Muğlalı olan eniştem ise hastalandıklarında annesinin ayak tabanlarına kekik yağı sürdüğünü anlatır. Uçucu yağlar arasında en kuvvetli ve en dikkatli kullanılması gereklerden birisidir kekik yağı. Cilt ile asla doğrudan temas etmemelidir. Ancak ayak tabanlarında deri daha kalın ve yağlı olduğu için genelde bir sıkıntıya yol açmasa da dikkatli olmakta (yani bir baz yağ ile seyrelterek kullanmakta) fayda var. Kekik yağını ayak tabanlarına sürdüğünüzde bağışıklık sistemini doğrudan canlandırırsınız. Boğazınıza sürdüğünüz de ise boğaz ağrısını geçirir. Antispazmodik (spazm kesici) özelliğinden dolayı karın ağrılarına iyi gelir. Çok kuvvetli antiviral, anti bakteriyel etkiye sahip kekik suyunu bir sprey şişesine koyup ellerinize, yüzeylere sıkabilirsiniz. Havaya sıkabilirsiniz. Uçucu yağını bir koku yayıcı alete koyup havayı temizleyebilirsiniz. Defne yağı ve suyu ise benim favorilerimdendir. Hem sempatik hem parasempatik sinir sistemini dengelemede, ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmede çok etkilidir. Özellikle üst solunum yollarında  (ve ciğerlerde) biriken mukozayı atmada çok başarılıdır. 

Uzmanı olduğum Maharishi Aromaterapi, konvansiyonel aroma terapiden farklı olarak, bedenin bilincin bir ifadesi olduğu ve bedenin iyileşmesinin yine bedenin iç zekasının canlandırılmasından geçtiğini vurgulayan Maharishi Ayurveda’ya dayalı, çok kapsamlı bir yaklaşıma sahiptir. Bu yüzden size genel özelliklerinden bahsettiğim bu yağlar ve bitki suları herkese uygun olmayabilir. Kullanmadan önce mutlaka bir uzmana danışmanızı öneririm, çünkü kişisel deneyimime göre doğru kullanıldıklarında etkileri kat kat artmaktadır. Bir Maharishi Ayurveda uzmanı sizin psiko-fiziksel beden tipinize uygun gelecek yağları saptar ve nasıl kullanacağınızı önerir. Uçucu yağların en yaygın kullanım şekli koklama yoluyla olsa da tek kullanım şekli bu değildir. Farklı ihtiyaçlara göre farklı kullanım şekilleri ile çok etkili sonuçlar elde etmek mümkündür. 

Şimdi ise kullanımı Osmanlı’ya kadar geri giden gül suyu ve gül yağından bahsetmek istiyorum.  Çiçeklerin kraliçesi gül, yorgun kalpleri iyileştirme ve yıpranmış veya hararetli duyguları serinletmede birebirdir. Sadece duyguların ısısını düşürmez aynı zamanda fazla ısınmış, asitleşmiş bedenin organlarını da serinletip dengeleme gücüne sahiptir. Ayrıca hormonları dengeler ve hatta kabızlığa bile iyi gelir. Bir kilo gül yağı elde etmek için yaklaşık dört ton gül petali  (taç yaprağı) gerekmektedir. Bu da gül yağını uçu yağlar arasında en pahallılardan kılmaktadır. Bu yüzden saf gül yağının parkende satışı genelde sadece bir mililitredir! Aktardan aldığınız gül yağı diğer uçucu yağlarla hemen hemen aynı  fiyataysa veya çok ucuz ise bu yağın saf gül yağı olma ihtimali yoktur. Maharishi Aroma Terapi’nin en önem verdiği şeylerden biri saflıktır. Elde edilen şifa ve iyileşme hızı tümüyle kullanılan ürünün saflığına paraleldir.


Selvi ise sanıldığı gibi mezarlık ağacı değildir, mezarlıklarda kullanımından çok önce Ege ve Akdeniz bahçelerini süslemiştir. Göğe doğru gittikçe yükselen konik yapısı ile mitolojide tanrıya, cennete ulaşma arzusunu temsil etmiştir. Sonsuzluğun ağacıdır Selvi. Bu yüzden sanılanın aksine ölümle değil ölümsüzlükle özdeşleştirelen bir ağaçtır. Yararlarından bazıları ise yaşam enerjisini artırmak, sakinleştirmek, dengelemek, duygusal travma, hüzün, matem ve sinirsel yorgunluğu yatıştırmaktır. Ayrıca solunum yollarını, dolaşım sistemini açmada ve ödem gidermede kullanılır.

Yaşam değişimden ibaret ve bizim ömrümüz bu değişime ne kadar uyum sağladığımızla ilişkili.  Tıpkı değişen koşullara uyum sağlayan gül ve selvi gibi biz, insanoğlu da değişen yaşam koşullarına doğanın zekasını barındıran aromaterapi ile daha kolay uyum sağlayarak sağlıklı kalabiliriz, yaşamdan daha fazla keyif alabiliriz. İçimizin derinliklerindeki değişmeyen huzur ve sakinlik pınarından beslenebiliriz. Maharishi yaşamın amacının mutluluğun yayılması olduğunu söyler ve Aromaterapi de mutluluğu, huzuru, dengeyi artırmanın en doğal, kolay ve keyifli yollarından birisidir. 

Önemli Not: Lütfen terapi amacıyla, uçucu yağları, özellikle de kekik yağını bir uzmana danışmadan kullanmayın. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum