Levent Buda ile söyleşi

Homeopati Uzmanı Dr Levent Buda ile söyleşi yapıldı. Levent Buda'nın hayata bakışı, yaşamı, nerede yaşıyorneler yapıyor. Gazete4 olarak özel yaşamına kadar girdik Sorduk ve yanıtladı.

Levent Buda ile söyleşi

Homeopati Uzmanı Dr Levent Buda ile söyleşi yapıldı. Levent Buda'nın hayata bakışı, yaşamı, nerede yaşıyorneler yapıyor. Gazete4 olarak özel yaşamına kadar girdik Sorduk ve yanıtladı.

Levent Buda ile söyleşi
01 Nisan 2020 - 18:00

Yakup Uykutalp. ... Öncelikle çok teşekkür ederim.

Levent Buda. ... Rica ederim.

Y.U. ... Size ulaşmak biraz zor oldu.

L.B. ... Yoğundum. Değişe değişe en sonunda fırsatı yakaladık.

L.B. ... Sizi tanıyabilir miyiz?

L.B. ...Hayat bize farklı farklı kimlikler bahşediyor. Bir numarası insanım. İkincisi babayım, ve eş’im. Üçüncüsü doktorum. Dördüncüsü homeopatım. Bütün hayatımın büyük kısmı hani belli ülkedeki görevler hariç, İzmir’de geçti. Şu anda bildiğin gibi Cenevre’de yaşıyorum. Dokuz Eylül Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. Ondan sonrasında bir dönem devlette çalıştım. Görevler yaptım. Bi kimlik yaptım, sonrasında da homeopatiye merak sarıp, araştırdım. İşte Almanya’da bir burs aldım. Homeopat oldum. Şimdi de özel muayenehanemde homeopatiyle, hastalarımı tedavi etmeye çalışıyorum. Bunun yanında motivasyon konuşmaları yapıyorum. İki tane kitap yazdım. Bir tanesi piyasada raflarda. İkincisi de Eylül ortası raflarda olacak. Üçüncüsü de yazılıyor. Homeopati adına üstlendiğim görevi Türkiye’de layıkıyla götürmeye çalışıyorum. Bu amaçla homeopatiyi tanıtan konuşmalar yapıyorum. Kongrelerde, davetlerde konuşuyorum. Artı elele com. tr.de düzenli bloglar yazıyorum, doğal sağlıkla ilgili. Benim yaşantım böyle gidiyor. Bir yandan oğlum ve eşimle birlikte hayatı kurtarmaya çalışıyoruz. Cenevre’de yaşıyoruz, ama İzmir’de de bir ofisimiz var. Gidip geliyoruz, işte böyle gidiyor yaşam.

Y.U. ... Homeopati ne demek?

L.B. ... Homeopati bir iyileşme yöntemi aslında, bir tıp yöntemi. Sadece bizim bildiğimiz tanıdığımız tıptan farklı bir şekille çalışıyor. Bu çalışması sırasında hastaları bir tüzel değerlendiriyoruz, bir yandan zihnini, bir yandan fizik beden şikayetlerini. İşte ne bileyim hasta grip oluyor, ama beş gribe beş farklı ilaç verebiliyoruz. Çünkü o anda hepsinin zihni farklı işliyor. Birisi benim birşeyim yok diyor günlük yaşantısına devam ediyor. Bir diğer grip yatıp, tek başına oda da kalmak istiyor. Bir diğer grip evde yatıp, ama insanları istiyor ve onlardan şefkat bekliyor gibi gibi, böyle bulgularla bir kısmı çok öfkeleniyor gibi değerlendirebiliriz. Bunları değerlendirerek farklı ilaçlarla hastaları iyileştirmeye çalışıyoruz dediğim gibi. İlaçlarının yüzde 75’i bitki, yüzde 25’i de minerallerden oluşuyor çoğunluk olarak. Tamamen doğal kaynaklı maddeler belli bir ilaç hazırlama tekniği ile hazırlanıp hastalara veriliyor. Yöntem başarılı teorikte yüzde yüz, ama pratikte yüzde yüzü yakalayan bir hekim yok. Benim ortlama başarı endeksim yüzde 70 ile 80’ler civarında.10 hastadan yedisini, sekizini iyileştirebiliyorsun, zaten bu çok büyük bir başarı. Ben de keyifle bu işi sürdürüyorum.

Y.U. ... Bu bilim dalı tıpta kabul gördü mü? Eğer gördüyse hangi üniversite, hangi fakülte, hangi bölümde görüyoruz hocam?

L.B. ... Türkiye’ye homeopatinin girişi aslında geç. Özüne bakarsak homeopatinin 120’den biraz fazlası yıla, yayılmış bir tarihçesi var. Dünya sağlık örgütünün verilerine göre yüzde 58, 59 gibi bir oranla dünyada en çok kullanılan ikinci tıp yöntemi. Evet bir altenatif ya da tamamlayıcı tıp yöntemi olarak geçiyor, ama bazen tek başına çok başarılı. Avrupa’da kullanım oranı çok yüksek. Dediğim gibi yüzde 58, 59’lara varıyor. Almanya, Belçika, İsviçre. 2017 yılından beri Isviçre’de, prime tercih edilecek yöntemlerden biri olarak, isviçre parlamentosu tarafından onandı ve şu anda ben de İsviçre’de yaşadığım için biliyorum. Sağlık sigortası yaptırırken homeopati kullanacaksanız yüzde 10 indirim yapıyor sağlık sigortaları. Japonya’dan Amerka’ya kadar her ülkede var. Dünya sağlık örgütünün tavsiye ettiği yöntemlerden biri. Bu ne demek yani bilimselliği kanıtlanmış. çünkü dünya sağlık örgütünün verileri, istatistikler üzerine konuşur. Türkiye’ye girişi biraz geç, ama 6225 sayılı yasa ile Türkiye’de uygulaması sadece hekimlere bırakıldı. O yüzden bizi dinleyen, bu röportajı okuyan herkese önerim, bir homeopati tedavisi almak istiyorlarsa seçtikleri homeopat mutlaka hekim olsun. Hekim olmayan kişilerde mutlaka zaman içinde sorun çıkabilir, ayrıca Türkiye’de yapmaları yasak. O yüzden bu çok önemli. Hekimlerle çalışsınlar. Tıbbi ilaçları bilmeyenler hastalara müdahale etmemeleri lazım. Ki, bize gelen hastaların çoğu kronik ve kronik hastalar, şekeri, tansiyonu gibi hastalıklarla geliyorlar. Kullandıkları ilaçlar var. Onların vücutta yaptıklarını bilmeyen bir insan, diğer ilacı homeopatik ilaçta olsa o tedaviye eklemesi güç olabilir. Hangi üniversitelerde var? Şu anda Türkiye’de Sağlık Bilimleri Üniversitesi , Medipol Üniversitesi ve Ankara’da Yıldırım Bayezıt Üniversitesi’nde eğitimler devam ediyor. Avrupa’da dersen, İsviçre’den örnek verebilrim. Mesela, Benn Üniversitesi’nde var. Zürih Üniversitesi’nde var. Cenevre Üniversitesi’nde var. Almanya’da Heidelberg’de var, Berlin’de var. Frankfurtta var. Tübbingende var. Stutgartta var. Münih Üniversitesinde var. İngiltereye geçelim. İngiltere Kraliyet ailesi prime tercihleri homeopti olduğu için bir kraliyet nişanı almış, Londrada bir hastane var. Üniversiteler var. Dünyanın her ülkesinde var. Üniversiteleri var.


Y.U. ... Homeopati kaç yıldır hayatımızda?

L.B. ... Benim meraklanmaya başladığım yıllar 2000lerin başı. Yani 2000. O sene evlendiğimde bana uğur geldi. Bir evlllk, birde homeopati. Ardından işte yazışmaya başladım Avrupa’yla. İnternette gelişmişti. Almanya bana eğitim aldığım enstitü, dünyanın en önemli enstitülerinden biri homeopati adına, bana burs verdi. Türkiye de homeopatiyi iyi tanıtmam, tedaviler ve eğitimini sağlamam için. Ben de o burs’a yönelik olarak çalışıyorum. Hem tedavi yapıyorum hastalara, hemde eğitimlere bir gönül borcu olarak katılıyorum.

Y.U. ..Homeopatinin felsefesi neye dayanıyor hocam?

L.B. ...Şimdi aslında bu felsefeleri ilk bahseden hipokrat, hepimiz biliyorsunuz ki, hipokrat üzerine yemin ediyoruz, mesleğimizi yaparken. İşte kişilere ayrımcılık yapmayacağız, ne kültür seviyesine, ne geldiği topluma, kültüre, ne de sosyolojik gruba, ne de antropolojik gruba, rengine, hiçbir şeyine bakmadan onlara hizmet vereceğimize yemin ediyoruz. Çünkü sağlık çok özel birşey ve insannın sağlığı korunması lazım. İşte hipokrat ilk çalışırken üç şeyden bahsetmiş. Eğer bir sisteme dışardan çomak sokmazsan, o sistem tıkır tıkır işler. Sadece dişlileri arasına toz girmezse saat geri kalmaz. Bu ne demek, insana uygularsak bunu, eğer insan bir travma görmezse bu bakteriyal bir travma olur, enfeksiyon yaşatır. Zihinsel bir travma olur, depresyona sokar. Ya da başka bir hastalığın çıkması için sıkıntı stres, üzüntü gibi, korku gibi şeyler tetikleyebilir. Çünkü zihin hastalıklar üzerinde çok etkilidir. Ya da fiziksel bir travma olabilir, yolda yürürken kafanıza bir saksı düşer, Türkiye’de çok olağandır. Ondan sonra kafanız kesilir, ne demek bu dediğim gibi, işte diğer dışardan birşey olmazsa sistem tıkır tıkır işler. İkinci söylediği birşey var. Taşlarla tedavi, ne yapıyorsunuz ateşi çıkana ateş düşürücü tedavi uyguluyorsunuz. Bu işte günümüz tıp bunu kullandığı konsept, mikropla enfeksiyonu oluyor. Antibiyotik veriyor, tansiyonu çıkıyor, tansiyon düşürücü veriyor. Bu ilaçları kullandığınız sürece iyisiniz, ama bir tansiyon düşürücüyü keserseniz iyileşme duruyor. Tansiyonunuz tekrar çıkıp ribauntla size zararlar verebiliyor. Halbuki homeopatide öyle değil. Homeopati diyor ki, biz hastalığı benzer hastalıktan yola çıkarak tedavi ederiz. Bunu nasıl yapıyoruz? Hastalara değil, daha doğrusu gönüllü kişilere, sağlıklı gönüllülere kullanacağımız ilacı biraz yüksek tozda veriyoruz. Bu gönüllülerde bir hastalık tablosu oluşturuyoruz. Belki yan etki tablosu, sonra o hastalığa benzer bir hastalık gördüğümüz zamanda o ilacı hastaya deneme yaptığımız dozdan çok daha düşük dozlarda veriyoruz. Bunu şöyle örneklendirebilirim. Herkes mutfakta soğan doğramıştır. Soğan dorarken başımıza ne gelir? Burnumuz akar, gözümüz yaşarır. Buunu büyüklüğünde bir yanma hissederiz. Gözümüzde yaşarma hissederiz. Gözümüz yanar. Buna benzer bir hastalık söyle mesela?

Y.U. ... Nezle ya da grip.

L.B. ... Nezle ya da grip olan kişilere biz soğandan yapılmış ilaçlar veriyoruz. Veya sen pastanede çalışıyorsun. İnsanlar geliyor, kahve ikram ediyorsun. Kahve çok içen insanda ne olur? İşte çarpıntı olur, kolay uyarılır, uykusu kaçar, endişeli olur, kolay sinirlenir. Böylr bir hastalık panik atak hastalığıdır. Panik atakta kahveden yapılmış bir ilacı verebiliyoruz gibi homeopati böyle işleyen bir yöntem.

Y.U. .. Homeopatide zayıflama yöntemi nasıl uygulanıyor hocam?

L.B. .. Şimdi homeopatide biz hastayı çok iyi değerlendirmemiz lazım. Bir ilaç seçmek için hstaya herşeyi soruyoruz. Nasıl yemek yer, nasıl uyur, nasıl tuvalete çıkar, ilişkileri nasıl? Cinsel hayatı nasıl? Çünkü bir insanın hepsi kompleks. Zihni nasıl? Gelcek endişesi var mı? Başarı korkusu var mı? OLmadık korkuları var mı? Yükseklik korkusu gibi, köpek korkusu falan. Ondan sonra fizik şikayetleri neler? Kolu ağrıyor? Başı ağrıyor? Sıra geldi obeziteye. Şişmanım diyor, bundan da yakınıyor. Yem alışkanlıklarını soruyoruz. Neyi sever? neyi sevmez. Suyu nasıl içer? Küçük yudumlarla mı içer, büyük yudumlarla mı içer? Soğuk suyu mu tercih eder? yoksa ılık suyu mu tercih eder. Yoksa sıcak suyu mu tercih eder. Günlük içeceklerine daha çok sıcak içecekler mi yoksa soğuk içecekler mi seviyor. Gazlı içecekleri mi seviyor. Falan falan falan. Bunları uzun bir sohbetle ediniyoruz. Obezitede buna yönelik birşeyleri seçiyoruz, veriyoruz, ama şişmanlıkta ya da obezite de tek başına yeterli mi* Hayır. Mutlaka kişi iyi bir uyumla diyet, hareketi atıracak bir yaşam stiline geçmek zorunda hayatında. Aslında kilo biliyorsunuz hani aldığımız kalori ile yaktığımız kalorinin dengesinden ortaya çıkıyor. Biz çok alıp az yakarsak, bu yağ olarak vücudumuzda depolanıyor. Ve şişman diyoruz. Ne yapacağız? Mümkün olduğu kadar az alacağız. Çok yakacağız, aktif yaşama geçeceğiz, ondan sonra çok kilo verceğiz. Bir yandan da homeopatik ilaçla kişinin iradesini yeme özelliklerini düzelteceğiz.

Y.U. ... Hastaya motivasyonu nasıl sağlıyorsunuz hocam. Sizin bu konudaki bilgi ve düşüncelerinizi alabilir miyim?

L.B. ... Bir kere anlatıyorum. Hastayı ikna ediyorum. Bir kısmı ikna olmuş olarak geliyor, ama ikna olmamışları da homeopatinin nasıl bir yöntem olduğunu, doğal bir yöntem olduğunu, tamamen doğal ilaçlar kullandığını, bugüne kadar 220 yıllık hayatı bounca hiçbir yan etkis olmadığını gibi gibi şeyleri anlatan hastayı bu yöntemle doğruluğuna ve iyiliğine ikna ediyorum. Bu böyle, ama çoğu hasta genellikle bir referansla geldiği için, daha önce tedavi olmuş bir hastanın iylik referanslarıyla geldiği için zaten ikna olmuş olarak geliyor. Sadece kafasında ufak tefek küçük sorular oluyor, onları da cevaplıyoruz.

Y.U.... Ünlülerin doktoru olduğunz biliniyor? Sizce bir sır mı? Değilse hangi ünlüler homeopatiden destek alıyor?

L.B. ... Bunu söylemek güç. Biliyorsunuz ki hani hastanın gizliliği ile ilgili bir yeminimiz var. O yüzden hastaların ismini veremem. Ama dediğiniz gibi ünlü hastalarımızda var.

Y. U. ... Levent Buda'yı otobüste, metroda, tramvayda görmek mümkün. Ne kadar doğal olduğunuz ve gözlemciliğiniz göze çok çarpıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz hocam?

L.B. ... Doğallık konusunda bence herşey yani bu anlamda önemli olan şeyler. Bir kere benim kendi kişisel mabedimi söyleyebilirim, fosfor burda. Doğallık bu mabedimin özellklerinden biri, yani kendi konstisyonel ilacı, ama kendinin farkında olmak çok önemli, nasıl bir insan olduğumu. İkincisi hani çok bilinen bir söz. Hani belki öfff sende mi aynı şeyi söylüyorsun diyebilir, ama var olan herşeyi sevmek çok önemli. Ve benim en çok sosyal iletişime geçtiğim kişiler kim, onları seviyorum. Sırtında kağıt taşıyandan bir farkım yok aslında. Doğduğum yer, genetik herşey aynı yapı taşları. Beni ondan ayıran tek şey düşüncem belki de. Sevdiğim içinde düşüncemde ona yaklaşmam gerektiğini hissettiriyor bana. Onlardan ayrı hissetmiyorum. Herkese sarılırım, herkesi severim. Bu belki de doğallığı, spontanlığı sağlıyor. Niye otobüs metroya veya işte tramvaya biniyor dersende eeee kolay. Ulaşım daha kolay. Yani düşünsene tamam şimdi yaz tatili geldik Türkiyedeyiz. Mecburen işte zaman zaman haafta sonları gidip gelmek için şehirdışına araba ihtiyacı var kiraladım, ama kış aylarında Türkiyeye geldiğimde özellkle muayenehaneme gelip giderken otobüs, metro ve tramvayı kullanıyorum. Çünkü birçok kolay, iki park sorunu yok. Sağdan gelen motorluya, soldan gelen yayaya, önünde zigzaglar çizen araca yağmura şuna buna hiçbir engele takılmıyorsun. Ucuz, evet bir araba kiralayacak kadar ekonomik bütçem olabilir. Ama müşrik yapacak kadar da yüksek değil bu bütçe, ne gerek var.

Y. U. ... Urla Devlet Hastanesinde görev aldınız.

L. B. ...Evet, 12 sene çalıştım.

Y. U. ... Görev aldığınız yerde yaşadığınız bir anınızı anlatır mısınız?

L. B. ...Çok anım var. Çok güzel anılarım var. Çok keyifli anılarım var. Bri kere Urla Devlet Hastanesinde çok güzel bir gruptuk biz, o dönem. Hiç birbirimizle tartışmadan çok güzel nöbet grupları ayarlayıp sana çok geldi, bana çok geldi, yok işte sen tembelsin, ben tembel değilim falan ggibi şeylere hiç düşmeden çok güzel kardeşlik, arkadaşlık düzeyinde bir arkadaşlık ortamı içinde hem diğer sağlık personelleriyle birlikte, hemde hekim arkadaşlarıyla birlikte çok güzel çalıştık. Bu anılarınhepsi benim için çok değerli. Ve çok güzel komik anılarımda var, ama bir kısmı hastalarla ilişkili bir kısmı keyifle ilişkili güzel v.s. yemekler yerdik biz. Akşam oldu mu eğer kış dönemiyse hastalar azalırdı, rahattık. O dönemde gider dışarda alışveriş yapar, yemekler pişirirdik hastanede. Koca masalar donatır, yerdik. Yeri gelir hastaları çağırır, davet eder, yemekleri hep birlikte paylaşarak yerdik. Çok güzel ortamdı. Birbirimizle yarışırdık, hastalara bakmak için. Çünkü herkesin birbirine saygısı ve sevgisi çok fazlaydı. Yok sen çok baktın ben bakayım gibi çok keyifli bir ortamdı. O arkadaşlıklarımın hepsi de hala devam ediyor. Hepsiyle zaman zaman görüşüyorum, sosyal ortamlarda. Bu çoğu Urla Devlet Hastanesinde ayrılan ve hala çalışan arkaşlarım var. Yani hiçbirini unutamam. Çok keyifliydi hepsi.

Y. U. ... Cenevre’de yaşadığınız söylediniz. ama Lüksemburg ve Almanyada yaşadığınız da söyleniyor.

L. B. ... Evet Cenevreden önce Lümseemburda yaşıyordum. Almanyada eğitim aldım. Amanya çok sık gidip geliyordum, Lüksemburgdan sınırdı. Ama şu an Cenveredeyiz. Şu an daha çok Fransaya gidiyorum, fransızcamı geliştiriyorum. Zor bir dil, ama keyifli.

Y. U. .. Hangi dilleri biliyorsunuz?

L. B. ... İngilizce, almanca, Fransızca, çatpat İtalyanca, orta düzey yunanca ve türkçe ana dilim.

Y. U. ... Çok güzel Dünya dillerini öğrenmişsiniz. Bütün diller siz de mevcut.
L. B. ..  Yani yani işte idare ediyoruz.

Y. U. ... Saç modeli, kıyafet ve ayakkabılar hep şık. Nerede yaşıyorsunuz? Giyimi nereden alıyorsunuz?

L. B. ... Bu bir gusto herhalde. Gusto aynı zamanda damak tadı demek. ama kendim buluyorum. Yeri hiç önemli değil, bazzen yoldan geçerken pazardan gördüğüm bir yerden alabiliyorum. Öyle şunu alayım diye bir alışverişe çıkmam hiçbir zaman.

Y. U. ... Marka hakkındaki düşünceniz?

L. B. ... Hiç önemli değil. Dediğim gibi, yani pazardan da beğenirsem birşeyi alıyorum. Aama alışveriş yapmak için çıkmam eveden hiçbir zaman. Gezerken görüyorsam vitrinde, fiatı da benim bütçemin dahilindeyse alabiliyorum. Uçmam Öyle çok, hani yüksek fiatlı, markalı şeyler alacağım diye. Klasik şeylerde işte ne bileyim konuşmaaya çıkacağım bir ceket giyeceğim zaman falan bunda çok uzun yıllar giyebildiğim için bunları az giyiyorum, ama çok uzun yıllar giyiyorum. Onları daha yüksek ücretler verebiliyorum. ama daha düşük ücretlerde değil, ama hani bir penye tişort için kalkıp binlerce lira vermem. çünkü hangi penye tişortü alırsanız alın, sana iki yıkamadan sonra esniyor. o yüzden gönlümün seçtiğini alıyorum.

Y. U. ... Çok gezen mi bilir? yoka çok okuyan mı?

L. B. ... Hepsi. Gezdiğin zaman kültürleri tanıyorsun. Okuduğun zamanda kültürleri tanıyorsun. Okuduğun bir romanda bir kişi hayatının belirli bir kesitini yazmışlar. Belirli bir düşünce sistematği var. Hangi ülkeden geliyorsa uygun bir sistematik var. mesela Almanyadaki insanlar daha kuralcı da ki zamanında kuralına göre iş yaparlar. Fransızlar daha romantiktir, onun için işten önce duyguları gelir. İşi bile duygusallaştırırlar. Sevmedikleri insanların verdikleri işleri yapmak istemezler. İtalyanlar eğlencelidir, eğlenceli tarafını yapmak isterler. Gibi gibi yani gittiğin zaman o kültürü tanıyorsun. Ama romanda da bunu tanıyorsun. Düşünce sistematiğini anlatıyor romanda. Yani okuyanda gezende ama kendine sindirende gelişim sağlar. Yoksa bu gördüğünü uygulayıp sindirmiyorsa ve bundan bir gelişim elde etmiyorsa görmenin bir anlamı yok. Görse ne olur, okusa ne olur. Okuduğundan ders çıkarıp, ben bunu burda şöyle yapmıştım diye düşünüp, aaaa bak ne kadar doğruymuş keşke böyle yapsaydım diye kendi tecrübe yaşantısına adapte etmeyen insanlar gelişemezler ve birşey elde edilmez yani. Syonuçta okumanında bir faydası olmalı. Ben çok okuyup, ama hala 18’li 16’lı belki de 8 10 yaşına takılmış ilişkiler görüyorum, 45 yaşında.

Y. U. ... Avrupa kültürünü çok iyi bilen birisiniz. Çünkü sürekli Bir ayağınız Avrupada. Gören biri, işiten biri, duyan biri olarak Ülkelerarası kültür nasıl oralarda?

L. B. ... Şimdi her ülkenin dediğim gibi az önce farklı kültürü var. İşte Almanya daha kuralcı, İsviçre daha kuralcı. Fransa daha gevşek ve duygusal, İtalya çok eğlenceden yana, Yunanlılar biraz daha siestacı, işte ne bileyim eski doğu bloğundan ayrılan ülkeler ve doğu bloğu paktı içinde olan ülkeler biraz daha entellektüel olarak felsefeci daha düşünsel boyutları yüksek. Kuzey İskeçeye gittiğinizde çok daha özgürlükçüler. İngiltereye gidiyorsunuz, çoğulcular çok. Çok karışık ülkelerden insanlar var. Hintliler var, zenciler var, kendi öz büyük bir İtalya topraklarından gelen ailelerin insanları var. En güzeli de güneş batmayan bir imparatorlukları hani Avusturalyadan Kanadaya devam eden bir İmparatorlukları ve ordan gelen farklı kültürlerin birleşimi var. Bu anlamda hepsi insana farklı şeyler katıyor tabii. Ama farklı kültürlere en önemli kattığı şey farklı düşünce yapısı kültürlere sayı duymayı öğreniyorsunuz. Çünkü benim için olan doğru, onun için doğru olmayabilir. Şimdi mesela bir Almana gidersiniz devlet daireisnde sizinle ilgili bir iş yapacaktır. Saat 5’e 2 vardır. Adınızı yazıyordur, Levent yazar, soyadı yazmayı saat 5 olmuş mesai bitmiştir. Buda’yı ertesi gün yazar. Benim İçin Buda’yı yazıverin bitsindir yani. Bi daha bi daha iş olmasındır yani gibi gibi. Ama bunlar bu onun doğrusu, bu da benim doğrum. İkisi de yanlış değil, ikisi de doğru. Birbirine saygı duyacaksın, insanların bir arada yaşamasını birlikte olmasının en temel özellikleri birbirinin düşüncesine, görüntüsüne, yaşam tarzına saygı. Saygı ve sevgi olduktan sonra evlilkte yürüyor, toplumsal yaşamda yürüyor.

Y. U. ... Siz, şu an benim yerimde olsaydınız Levent Budaya ne sormak isterdiniz?

 L. B. ... Herşeyi sordun Yakup.

 Y. U. ... Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

L. B. ... Yok yani. Ben yaptığım işleri anlattım. Kendimce tecrübelerimden ve gördüklerimden bahsettim. Yani daha ne sorabilirim bilmiyorum. Sorduklarına da dürüstçe cevap verdim, ne gelirse dilimden ve zihnimden.

Y. U. ... Teşekkür ederim.

L. B. ... Ben teşekkür ederim.

                                    https://www.gazete4.com/biyografi/levent-buda/


YORUMLAR

  • 0 Yorum